|
Yoldan Notlar
|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 01 Ocak 2010 21:50 |
 Bir hayaldi, gerçek oldu. İçinde bulunduğum ve ne zamandır sıkıldığımı hatırlamadığım rutinden kaçmanın fırsatını yakaladım. Evin kapısından çıkarken bile inanamıyordum böyle bir işe kalkıştığıma. Zaman aktı geçti, çok şey yaşadım, çok eğlendim, biraz hırpalandım, sonunda geri döndüm. Hasretle sarıldım aileme, arkadaşlarıma, evime. Saçlarımı kazıtıp turuncu çarşaflara bürünmedim. Hayatın anlamını bulmadım yolda, çünkü anlam aramaya çıkmamıştım. Durup bir nefes almak istedim, o nefes sırt çantamı alıp tek başıma dünya turu yapmak şeklinde vücut buldu. Güneydoğu Asya'da huzuru buldum. Aklımdaki zehirli maddeleri dışarı püskürttüm. Çok mutlu oldum. Güney Amerika'da tatlı rüyadan uyandım. Seyahatteyken bile mücadele etmek gerektiğini hatırladım.
Dünya turunu tamamladıktan sonra daha iyi bir adam olduğumu hissettim ve her başarılan şeyde olduğu gibi kısa bir zafer sarhoşluğu yaşayıp bir sonraki adımı düşünmeye başladım. Adet olduğu üzere ben de bir alıntı yaparak bitireyim yazıyı. Yolda okuduğum bir kitaptan yola çıkmayı düşünenler için... "If I'd learnt one thing from travelling, it was that the way to get things done is to go ahead and do them. Don't talk about going to Borneo. Book a ticket, get a visa, pack a bag, and it just happens." — Alex Garland (The Beach)
TEŞEKKÜRLER Hayata dair seçimlerde beni aydınlatan ama son kararı her zaman bana bırakan anneme, babama ve kardeşime, Yolculuğumu fikir aşamasından itibaren hep destekleyen kuzenim Türker'e, Web sitelerinden faydalandığım ve yol boyunca haberleştiğim kişisel rehberlerim Özlem, Barış ve Cüneyt'e, Her zaman orada olduğunu bildiğim dostum Kemal'e, A.B.D.'deki dostlarım Tolga, Gözde ve Şirin'e, Düğünlerini kaçırmama izin veren Yeliz ve Çağdaş'a, Singapur'da bana evlerini açan ve en mükemmel şekilde ağırlayan Elvan ve Korcan'a, Yolculuk boyunca Ziyaretçi Defteri, yorumlar ve e-posta mesajları ile bana destek olan, her gün sitemi tıklayarak 10.000 km öteden varlıklarını hissettiren tüm dostlara, teşekkür ederim.
|
|
|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 25 Eylül 2009 18:19 |
|
Ben bu seyahate çıkmadan kısa bir süre önce Meksika'da domuz gribi salgını patlak vermiş, aksilik bu ya ben de soğukalgınlığına yakalanmıştım. O sırada Atatürk Havalimanına inen yolcuları izlemek için termal kameralar yeni konumuştu. Bangkok havalimanında nasıl bir muamele ile karşılacağız, hafif ateşim de var, ya beni karantinaya filan alırlarsa diye endişe içinde uçaktan indim. Havalimanında pasaport kontrolünden hemen önce bir Domuz Gribi masası kurulmuş, maskeli görevliler bir yandan termal kamerayla tüm yolcuları gözlüyor, diğer yandan ellerindeki "Sağlık Durumu Bildirim Formu" adındaki kağıtları herkesten doldurmalarını rica ediyorlardı. Termal kamerayı başarıyla savuşturdum, formdaki soruların hepsine de hayır dedim ve Tayland'a başarılı bir giriş yaptım. Formdaki sorular "Hiç domuz gribi olan biriyle temasınız oldu mu, son 1 hafta içinde yüksek ateş, kusma, başağrısı vb. karşılaştınız mı, son 2 hafta içinde Meksika'ya ziyarette bulundunuz mu" gibi sorulardı. Tayland genelinde maskeyle dolaşan halktan birilerine pek rastlamadım, sadece tek tük metroda, trenlerde ve alışveriş merkezi gibi kalabalık alanlarda maskeyle dolaşan fazla titiz tipler vardı. |
|
Devamını oku...
|
|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Çarşamba, 16 Eylül 2009 01:54 |
 Iberia havayollarina ait ucak Istanbul'a yaklasirken ben de gozumu cama dayamis, tanidik bir seyler gormeye calisiyordum. Derken Buyuk Cekmece golu gorundu, ardindan Kucuk Cekmece... Sahil yolundan havalimanina gidiyorduk, derken kaptan saga kirdi direksiyonu, dedim Kaptan! Yanlis gidiyorsun, sahil yolundan dumduz gideceksin, Yesilkoy'e kadar. Marmara Denizi uzerinde epey yol aldik, dedim Kaptan! Sabiha Gokcen'e indirsen de olur ama bekleyenimiz var Ataturk'te... Dinlemedi, bir daha saga kirdi, dedim Kaptan! Sabiha Gokcen'e raziyim ama Bursa'ya inmeyelim bi zahmet. Neyse Kaptan lafimi dinledi, dumeni tekrar Ataturk Havalimanina cevirdi. Altimizda gemiler, yavaaas yavaas alcaliyoruz Bakirkoy'e dogru. Denizi bitirdik, sahil yolunun ustunden gectik, bana bir titreme geldi heyecandan. Gercek mi bu? Istanbul'a mi iniyoruz? Ve o kocaman kirmizi yaziyi gordum: SANDALYECI. Sandalyeci, sandalyeci, ne demek acaba? Sandalyeci... Tekerlek Turk asfaltina degdi, yazilar arka arkaya belirmeye basladi, Onur Air, Turkish, MNG.. Ve o anons: Bienvenido a Estambul! O an agzim kulaklarimdaydi iste! Pasaport kontrolunden jet hiziyla gecip Buenos Aires'ten buraya sag salim ulasmis cantami alip disari ciktim. Sagolsun sevgili dostlarim Hikmet ve Kemal beni almaya gelmisler, kucaklastik. Simdiii... Cek evladim E-5'ten Sisli'ye!
|
|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Cumartesi, 12 Eylül 2009 05:07 |
 Ingilizcesine guvenerek Guney Amerika'da seyahat edebilecegini zanneden ucaktan adimini atar atmaz yanildigini anlar. Turizm burolarinda bile Ingilizce bilen eleman bulmak zor (Nice Basbakani Ingilizce bilmeyen bir ulkenin evladi olarak bundan sikayet etmemem lazim herhalde), bu nedenle en azindan birazzzcik Ispanyolca sart. G.Amerika gezisine baslayan cogu gezgin 1-2 hafta Ispanyolca ders alip oyle devam ediyor, ben hem zaman darligindan hem de hic tekrar ogrencilige donecek heveste olmadigimdan ders almak yerine Lonely Planet Phrasebook'uyla idare ettim. Su anda Ispanyolca konustugumu iddia edemem ama taksici ispanyolcasi (Su adrese gidelim, cok trafik varmis haaa, Buenos Aires'te havalar nasil, Turkiyenin baskenti Ankaradir), pazarlik Ispanyolcasi (bu kaca, oo cok pahali, su kadara olmaz mi, hayirli isler), adres sorma Ispanyolcasi (postane nerede) gibi "derdini anlatacak kadar" Ispanyolca biliyorum artik.
|
|
Caglayan tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 07 Eylül 2009 01:36 |
|
Teorik olarak insan vucudu 2400 m rakima kadar havadaki oksijen oraninin azalmasina ve basinc farkina rahat adapte olurmus. Hatta bu nedenle ucak kabinlerindeki ic basinc 2400m'ye gore ayarlanir ve herhangi bir sorunda ucagi bu yuksekligin altina indirmeye calisirlarmis. 2400 m'den daha yuksek rakimda bulunan yerlere cikildiginda basagrisi, kusma, basdonmesi, istahsizlik ve nefes kesilmesi gibi belirtileri gorulurmus.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 3 |
|