
Iberia havayollarina ait ucak Istanbul'a yaklasirken ben de gozumu cama dayamis, tanidik bir seyler gormeye calisiyordum. Derken Buyuk Cekmece golu gorundu, ardindan Kucuk Cekmece... Sahil yolundan havalimanina gidiyorduk, derken kaptan saga kirdi direksiyonu, dedim
Kaptan! Yanlis gidiyorsun, sahil yolundan dumduz gideceksin, Yesilkoy'e kadar. Marmara Denizi uzerinde epey yol aldik, dedim
Kaptan! Sabiha Gokcen'e indirsen de olur ama bekleyenimiz var Ataturk'te... Dinlemedi, bir daha saga kirdi, dedim
Kaptan! Sabiha Gokcen'e raziyim ama Bursa'ya inmeyelim bi zahmet. Neyse Kaptan lafimi dinledi, dumeni tekrar Ataturk Havalimanina cevirdi. Altimizda gemiler, yavaaas yavaas alcaliyoruz Bakirkoy'e dogru. Denizi bitirdik, sahil yolunun ustunden gectik, bana bir titreme geldi heyecandan.
Gercek mi bu? Istanbul'a mi iniyoruz? Ve o kocaman kirmizi yaziyi gordum:
SANDALYECI. Sandalyeci, sandalyeci, ne demek acaba? Sandalyeci... Tekerlek Turk asfaltina degdi, yazilar arka arkaya belirmeye basladi, Onur Air, Turkish, MNG.. Ve o anons:
Bienvenido a Estambul! O an agzim kulaklarimdaydi iste! Pasaport kontrolunden jet hiziyla gecip Buenos Aires'ten buraya sag salim ulasmis cantami alip disari ciktim. Sagolsun sevgili dostlarim Hikmet ve Kemal beni almaya gelmisler, kucaklastik. Simdiii... Cek evladim E-5'ten Sisli'ye!