|
Arkadaş karşılaması yapmak için 29 Ağustos'ta Rio'da olmam gerektiğinden gezinin Şili ayağını neredeyse pas geçtim. Ancak 4 gün kalabildim ve 1 gününü bu şerit şeklindeki ülkenin kuzeyinden ortasına yaptığım otobüs yolculuğunda harcadım.
Bolivya'daki Uyuni Tuzlası macerasının son gününde cipimiz bizi Şili sınırına bırakmış, ben de Colque Tours şirketinin minibüsüyle Şili'nin San Pedro de Atacama kasabasına gelmiştim. San Pedro, Atacama Çölündeki sıcak su kaynakları, flamingolarla dolu göller, çeşitli kaya oluşumları ile popüler hale gelmiş çoook ufak bir kasaba. Alaçatı'nın popüler hale gelmesi gibi, ard arda restorantlar, tur şirketleri, butik otellerin açıldığı bir yer. Sokaklarında iki tur atıp sıkıldıktan sonra bu civarda bir gün dinlenip Santiago'ya geçmeye karar verdim. Santiago'ya giden otobüsler Calama aktarmalı gittiği için de geceyi Calama'da geçirdim.
Calama'dan Tour Bus firmasının neredeyse tamamen yatabilen geniş koltuklu otobüsüyle 20 saatlik yolculuğumuza başladık. Antofagasta denilen sahil kasabasında yan tarafımdaki koltuklara 50-55 yaşlarinda iki kadın bindi. Rusçaya benzer bir dil konuşuyorlardı. Dayanamadım az buçuk Rusçamla lafa girdim. "Rusça mı konuşuyorsunuz? Hayır, dediler "Bulgarca bu ama Rusça da konuşabilirsiniz tabii ki." Aaa Bulgar mısınız ben de Türküm diyince ikisi birden "Oooo komşi" dediler. Onlar bir Türkle dünyanın öbür ucunda karşılasmaya, ben de onların bana komşu demesine. Duşünsenize tek başınıza Şilinin ortasında bir yerde bir otobüste iki ortayaşta kadın "Oooo komşi" diyorlar. Kadınlardan birinin kızı bir Şililiyle evlenmiş (Nasıl tanıştıklarını soramadım) ve 7 yıl önce Antofagasta denilen sahil kasabasına yerleşmişler, kadın her sene kızını ve torununu görmeye gelirmiş. Gide gele İspanyolcasını ilerletmiş. Bu gelişinde yakın arkadaşlarından birisini yanında getirmiş. Kızını ve ailesini ziyaret ettikten sonra beraber Şili'yi gezmeye çıkmışlar, Santiago da bu gezinin ilk ayağıymış.
Santiago'da Peru ve Bolivya'da tanıştığım gezginlerin öve öve bitiremediği La Casa de Roja adlı hostelde kaldım. İki katlı, geniş tavanlı, birkaç tane avlusu bulunan 1800lerden kalma kocaman bir evi restore edip hostele çevirmişler. Yatak, sessizlik filan iyiydi ama hostel büyük olduğu zaman diğer gezginlerle tanışıp sosyalleşme olanağı azalıyor. Bu nedenle pek hoşuma gitmedi.
Şehirdeki iki günümden birini var olduğu iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti Meydanı ve Atatürk büstünü arayarak geçirdim. Ne Google'da ne de şehir rehberlerine adresini bulamadım. Sorduğum Şilililer de farklı farklı yerleri tarif ederek iyice kafamı karıştırdılar. Sonunda T.C. Meydanını aramaktan vazgeçtim ve tipik turistik geziye başladım. Santiago'nun ortasından devasa bir bulvar geçiyor, memleketi bağımsızlığına kavuşturan Bernardo O'Higgins'in adını taşıyan. Casa de Roja'dan çıkıp önce Higgins Bulvarına oradan da geze geze şehir merkezine gittim. Yürürken yolumu iki genç kesti, elime İspanyolca yazılmış iki şiir tutuşturdular, hükümetin eğitim harçlarına zam yapmasını protesto ediyorlarmış. Biraz sohbet ettik, ama her zamanki gibi bu sohbetin de sonu geldi paraya dayandı. Ne bozukluğun varsa ver abi dediler.
Parlamento Binasının önüne geldiğimde büyük bir askeri tören vardı, ne olduğunu anlayamamakla birlikte kalabalığın arasında karışmakta bir sakınca görmedim. Beraberce alkışladık, askerlere el salladık. Sonra Şili Ulusal Tarih müzesine gittim, ama sadece 200 yıllık tarih ilgimi pek çekmedi, sıkılıp çıktım.
Şili'de yapacak çok şey vardı aslında, belki Rapa Nui'deki gizemli yüz heykellerini görmek ya da Ağustos ayında kayak yapmak ya da en uca Cape Horn'a inmek gibi. Bir dahaki sefere diyip Rio'ya geçtim.
|